banner62

Ali Kemal Özcan'ın yazısı: Muhtemel İhtimal!

Ali Kemal Özcan'ın yazısı: Muhtemel İhtimal!

Yeni Dersim
Yeni Dersim
26 Ağustos 2022 Cuma 13:07
Ali Kemal Özcan'ın yazısı: Muhtemel İhtimal!

“İnsanlık tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir” diyen K. Marks’a karşılık, Vilfredo Pareto “Tarih yönetici elitler mezarlığıdır” der. Modern tarihin hâlâ en revaçtaki ve –hâlâ– aşılamamış temel tarihselsosyolojik ve felsefi analizlerine rağmen, ikincisi insanlık tarihinin en “hazin” gerçekliğine daha yakındır. Türkiye Cumhuriyeti bugün tarihin bu “mezar kazma” mücadelesinin en can-havli bir merhalesini yaşamaktadır. Asıl siyasi ve sosyolojik gerçekliği ile bir Türk-Kürt kurulumu olan bu Cumhuriyetimizin bu elitler kavgası, kuruluşunun başına kadar gider. Bu çekişme/çatışma K. Karabekir’in Terakkiperver partisinin M. Kemal suikastı ve Kemal’in dönüp partisini kapatırken Karabekir’i idamdan kurtarmasıyla kritik hamlelerine başlar. Oradan Menderes’in asılmasına, Özal’ın öldürülmesine ve günümüz iktidar-muhalefet kavgasının bu zıvanadan çıkma merhalesine ulaşmış bulunuyor: “Menderesi astınız, Özal’ı öldürdünüz, Erdoğan’ı yedirmeyiz!” sloganı bu Cumhuriyetin bu “hazin” tarihini referans alır. 13 Haziran 2019 günü dokuz yıllık maratonum sonucu Erdoğan’a ulaştığımda; kısa girişten sonra, kendilerine: “Bizim güncellenmiş bir M. Kemal’e ihtiyacımız vardır” diyen Öcalan’a atfederek “Buna en yakın aday zatıalinizdir” deyiverdim. Şaka karışık verdiği “Ne alaka?” mealindeki tepkisine karşılık, Erbakan hocasının “Atatürk yaşasaydı CHP’yi kapatıp Refah Partisi’ne gelirdi” ifadesini hatırlatınca, ne demek istediğimi anlamış olmalı ki Ada’ya ulaşmam gerektiği kanaatine varmış oldu. İmralı dönüşüm ile bir TV’ye o karga-tulumba konuşmamdaki “Bir yerli-milli şahsiyettir” cümlemin ilhamı bu diyalogumuza uzanır. İlk günkü “Ada” konuşmamızın sonunda, yetkililerle ayrıca toplanmasının bitimi, salona vedalaşma için geri çağrıldığımda Öcalan’ın “Ne o, süre biti mi?” sorusuna yetkililerin mimikle “evet” karşılığına karşılık: “Hayır hayır, benim hocayla biraz daha konuşmam lazım” deyip bizi oturttu ve bir 10-15 dakika daha konuştuk. Öcalan burada, yukarıda sözünü ettiğim bu hazin tarihin güncelini kendisince şöyle özetledi: “Erdoğan’a üç operasyon yapıldı: 7 Şubat Narkoz, 17-25 Yolsuzluk ve 15 Temmuz... Dördüncüsünde şans vermezler kendisine!” Ve ısrarla bana, bunu benim anlatabileceğimin, gidip mutlaka kendisine bunu tarihselliğiyle izah etmemin altını tekrarla çizdi. Maalesef ki; Cumhuriyetimizin bu can-havli ve zıvanadan-çıkma hâlinin “doğal” zafiyeti olarak ilgili yetkililerin devam edegelen paniği, bunu anlatmamıza henüz fırsat vermedi... Kemalist derinliğin bu “Şans Vermeme Operasyonu” Terakkiperver çizginin Erdoğan’ını “kendi” unsurlarıyla kuşatarak –bir anlamda kendi eliyle tasfiye etmesi süreci olarak– devam ediyor. Yüzme bilenler daha iyi bilir: insanlar deniz suyunda panikten boğulur. Oysa can-havli korkusundan “izin” alabilip kendini suya bıraksa insan, yüzmeye hacet ettirmeden yüzeyine çıkarır su onu, boğulmaz. Devletleri bireylere benzeten ilk sosyolog (sosyoloji tarihinin de ilk sosyoloğu) İbni Khaldun’dur: “Devletler doğar, büyür, yaşlanır, ölürler.” Kurmaktan gurur-ötesi şeyler duyulan 16 Türk devletinin 15’i bugün bu dünyada namevcuttur... Eğer bu doğruysa, on-altıncısı bu devletimizdir. Birey bünyesinin baş-aşağı hâlde birkaç saat yaşayabileceğini hekimler söyler. Bu devletimiz –dolayısıyla Tür-Kürt ilişkileri– 1924 hadiseleriyle baş-aşağı çevrildi, yüzüncü yılını dolduruyor. Ne kadar yaşar böyle, bilmiyoruz? Bireylerin “bir-kaç saati” devletlerin Bir Yüzyılına tekabül eder mi, onu da tam bilmiyoruz. M. Kemal’i Dolmabahçe’ye kapatıp öldüren Kemalistler ile ilk liderlerini idamdan kurtarabilen Terakkiperver çizgi arasındaki mücadelede ikinci taraf; ikinci ve üçüncü liderlerini kurtaramadı. Şimdi sıra, Dördüncüsü olarak Erdoğan şansının/kaderinin nereye evirileceği –temelden öte tek faktörlü olarak– Kürtlerle kuracağı tarih-kavrayışlı (tarihi yaşayan) bir devlet aklına kalmış durumdadır. Cumhuriyetin Kemalist ve “İslamî” taraflarının çatışmasında aslında ikincisi, geçen yüzyılımızın başlarından itibaren (belki de hep) arif diye aradığımız Devlet Aklı’na daha yakın durdu. Bu Akıl’ı akılalmaz Türk kompleksinin “Faili Meçhul” aklından bir yere kadar kurtarabilen de; Erdoğan liderliğinin diğer İslamî damar olan ve şimdilerde adına “FETÖ” denen Gülen örgütlenmesi ile birlikteliği olmuştu. Sonrasındaki iç iktidar kavgası, işi 15 Temmuz iç-savaş denemesine kadar götürdü. “Türklük kompleksi” deyip geçilemez! “Kompleks kişilik katilidir” psikolojik analizinden Khaldun’un birey-devlet benzetmesine gidersek, bu kompleks bu “boğulma paniği” ile el-ele bu iktidar elitini Pareto’nun mezarlığına götürebilir. Alternatifi çıkmazsa, devleti de katledebilir bu kompleks-panik birliği... Zira sözü edilen “mezarlık” kimi yer ve zamanda devletlerarası elitler ile, kimi zaman ve mekânda da devlet-içi olanlarla doludur. Bu ne bir sıradan benzetmedir ne de alelade bir çıkarsamadır. 23 yıllık bir birinci sınıf hâkim (aynı zamanda CHP’li) bana bir dava dosyasını gönderdi: Davacı İYİ partinin kurucusu ve genel başkan adaylarından Koray Aydın’dır, dava konusu ise iki Ak Parti vekilinin bir yerel TV yayınında Türk değil de “Türkiye” demeleridir... Kemal’i “Atatürk” yapıp Dolmabahçe’ye alarak henüz 57 yaşında öldüren Kemalistlerin bugünkü ardıllarından CHP-İYİ ittifakının bu iki partisi, tedavülden kaldırılan “Andımız” marşını geri getireceklerine dair ayrı-ayrı, seçim vaatleri olarak tekrar ededurarak iktidarlarını geri almaya hazırlandıklarını haber eder oldular –özellikle son bir-iki yılda. Cılkını çıkarmış olarak “Kürt sorunu” ve “anadilde eğitim” demekten gına getirten Kürt yasal parti alanının sözcüleri ise, adeta bütün kaderlerini bu Kemalist-ardılı 6’lı komplikasyona bağlamış görünüyorlar. Edirne’deki “yaman” dedikleri liderlerinin “ultra-kurnaz” siyaseti ile hemhal olmuş durumdalar. Bu gafletten uyanmalarına yardımcı olmak üzere bu şahsa, “S. Demirtaş’a ‘Kapalı’ Mektup” üst başlığıyla “Selocan Ne’dir?” diye 7 Haziran tarihli 7 sayfalık bir metin gönderdim (mektup avukatınca elden verildi). Temmuz sonuna kadar da bir cevap süresi verdim. Zira zaman kaybetme lüksümüzün olmadığının altını çizdim... Bu sürede gelen cevap, mealen “Aman bana başka bir şey göndermesin” oldu. *** Bütün bu yönetici elitler arası mücadelenin külliyattı bir yere çıkar: iktidarını korumak veya kaybettiği iktidar nimetlerine yeniden erişmek... Cumhuriyetimizin bugünkü hâlinin kelimelerine dökersek: “5’li çete”nin elindeki nimetlerin 6 çarpı 5 eşittir 30’lu çete öbeklerine devrini sağlamak... Yedinci “masa-altı” ortağın üçlü-beşlisinin, etekten dökülenleri toplamayı bekleme “hakkı” işin cabası! Ancak varlığını idame ettirebilen devletlerde (önündeki günleri-ayları değil, bir Yüzyıl’ın planlamalarına göre siyaset üreten), yönetici elit taraflarının iktidar çatışması zıvanadan çıkma evresine yaklaşırken bir “derin devlet” (yani bir derin akıl, benim arayışımla bir Arif Akıl), tabiri caizse bir hakem veya hâkim misali devreye girer ve olası bir iç-çatışma/iç-savaş hâlinin önüne geçer. Bizim yaşadığımız “ağır doğum sancısı” budur. Şansımızın pek yaver gitmeyeceğine işaret eden gelişmeler Perinçek’in Suriye çıkarmasıyla hızlanır oldu. Şansımızın (adeta tepside sunulu fırsatımızın) olduğu “yer” ise; dönüşümün tozu-dumanı içinde pek yersizce ifadeye getirdiğim “yerli-milli” liderliğin kaldığı İmralı Yeri’dir. Zira “Kürt sorunu” denen sorunumuzun aslı Türk-Kürt ilişkileri sorunudur ve bu Cumhuriyetimizin KÖK sorunudur. Başta ekonomi, enerji/yakıt, dolar vs. (yani tencere) olmak üzere, hukuk-adalet-demokrasi denen bu hayatî sorunlarımızın altını eşerseniz KÖK’üne çıkar. Yani bu kökün DAL sorunlarıdır. Ve bunları tek konuşabildiğim “Yer” —İst. seçimleri vesilesiyle— İmralı oldu. Maalesef TEK... Bu liderliğin ikinci görüşmemizde (bıraktığım 4 kitabımı da inceledikten sonra): “Seni buraya Allah gönderdi” demesi ile, “Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz!” diyen Ova elitinin “yaman-kurnaz” sözcüsü olarak Taşdemir’in (görüşme talebimi reddetmesi bir yana): “Aman bana bir şey göndermesin!” demesinin anlamını/nedenini soracak bir “derin” (Arif) aklın çıkmasından başka yolumuz yoktur. (Bu etekler sözcüsünün Kandil’in tepesinin hilafına bunları yaptığını, Tepe’nin de bu etekçilerin Ova’daki unsurlarına uzanamadığını, dolayısıyla Öcalan’ın aracısız sesine kulak kesildiklerini birinci-elden biliyorum) ... Çıkmaz ise eğer; sadece iç-elit taraflarından birinin mezara gitmesi değil, bir-bütün devlet elitinin (devleti ile şüphesiz) Pareto mezarına gitmesi, maazallah kuvvetle muhtemeldir. “Götürmeyeceği hükümet/devlet yoktur” denen TENCERE'nin altındaki iki koca delik (bir değil), “Terör” torbasına tıkıştırılan 40 yıllık top-yekûn savaşın Kürtler alakalı KÖK’ünün masrafları ve yolsuzluklarıdır. Derin/Arif akla arz ederim.

Ali Kemal Özcan

Anahtar Kelimeler:
Ali Kemal özcan
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.