banner62
banner73

Okan Eroğlu yazdı: Hirê Kıtabi üzerine kısa bir değerlendirme

Sait Çiya’nın Sayiru Bıkısê adlı şiir çalışması Tij yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Buharı henüz üzerinde tüten bu kitap okunmayı beklesin.

Yeni Dersim
Yeni Dersim
22 Ekim 2021 Cuma 22:26
Okan Eroğlu yazdı: Hirê Kıtabi üzerine kısa bir değerlendirme

Bu vesileyle, Hirê Kıtabi adlı hikâye kitabı üzerine birkaç söz edelim. Hirê Kıtabi adlı hikâye kitabı Vir yayınları etiketiyle 2020 yılında okurlarıyla buluştu. Kitabı, yayınlandıktan sonra ilk okuyanlardan biri de bendim. Sait Çiya’nın bir yazar ve entelektüel olarak çalışmalarının öznesini Kırmanç/ Zaza toplumunun özlemleri, bu günü, geçmişleri ve gelecekleri oluşturur. Sait Çiya, geçmişin acılarından düşmanlık türetmeden, gelecek tasarılarında toplum mühendisliği yapmadan ve anlaşılır bir üslup kullanarak bizi bize anlatmasıyla ön plana çıkar. Umutsuzluğun, geleceksizliğin, yersiz yurtsuzluğun hüküm sürdüğü bir sosyal, siyasal atmosfer içinde Sait Çiya okumak yeni umutların yeşermesine, yeni ufukların açılmasına hizmet eder. Kitaplığı, zihni Sait Çiya’dan mahrum bırakmak insanın kendi kendine yapmış olduğu en büyük kötülüklerdendir. Hirê Kıtabi adlı çalışmasında da Sait Çiya bizi mekânı geçmiş ve gelecek olan bir yolculuğa çıkarır. Bir nevi, bu günün sorunları karşısında bizi güçlü kılma gayretindedir. Mesela Hirê Kıtabi adlı hikâyesinde Tamahkârlık, mal hırsı ve kendini yetersiz görme gibi insanı zayıf düşüren, insanın enerjisini emen ruh hallerine karşı kadim bir uyarıda bulunulur. ‘’Eke ticiya amnani de dara de to esta, şiya a dare de nisena ro, serd u puk de çımeyê banê to esto tey manena, awa xo heniyê verê banê xo ra sımena, letıkê nanê xo hegayê xo ra vezena, tı feqır niya. Feqırêni ki, zengınêni ki çin o. Na dina de mordemo tewr zerrewes u bextiyar tı ya. Hona ke weşiya xo ra razı niya, tı cayê de ki bextiyar nêbena…’’

Bu nedenle Sait Çiya’nın hikâyeciliğinde, şairliğinde; her toplumsal başlangıç, varoluş, ayağa kalkışta olduğu gibi, açıktan bir örgütleme, ayağa kaldırma, cesaretlendirme durumu söz konusudur. Onlar yalnız başına edebi kaygılarla yazılmış hikâyeler, yazmak için yazılmış hikâyeler değildirler.  Umut var olmaları, yeni ufuklar açıyor olmaları, güç veriyor olmaları da bu nedenledir. Mesela Hirê Kıtabi adlı hikâyede, Bertal’ın çerçiden satın aldığı üç kitaptan birini; Tarıxê qomo Vindbiyayi adlı kitabı okuduğunu görürüz. Ve orada ‘’Na dina de qe jü çiyê vindi nêbeno…’’ diye yazılmış olduğunu öğreniriz. Burada açıktan Kırmac/Zazaz dilinin Unesco’nun kaybolan diller listesinde olmasının nedenlerine yönelik bir gönderme vardır. Ve alt metin okumasında dilimizin o listeden çıkarılması için mücadele çağrısı yapıldığı görülür.  Ve yine devamla ‘’…Vurinê. Xo kenê  newe…’’  diyerek diyalektik bir hakikate işaret edildiğini, bunun sadece dilin biçimsel yapısının değiştiğini vurgulamakla sınırlı  olmadığı, ‘’Na dina de qe jü çiyê vindi nêbeno…’’ cümlesiyle birlikte okunduğunda dilimizin yok olmayacağına, kaybolan diller listesinden çıkarılacağına dair umutlu bir göndermenin aracına dönüştürüldüğünü duyumsarız. Devamında, ‘’Zonê ke ewro qesey benê, ê zonê khanan ra zaf qesey, vateni têy estê. Hêkatê ki kıtabanê bımbarekan de nusiyê, zêderê xo, ê qomanê khanan ra ma rê mendê. Zonê ê qoman hetê ra ki biyê vindi, hetê ra ki condeye, ma ra piya rê.‘’ diyerek tarihselliğe ve böylesi bir mücadelenin büyük insanlık ailesiyle birlikte yürütülebileceğine işaret eder. Ve bu tespitle birlikte açığa çıkan anlayış; her türden milliyetçiliği ayakları altına alır. Kendi dar kabuğunu kırıp, kendi mahallesini, sokağını, bağını bahçesini dünyanın mahalleleriyle, sokaklarıyla, bağları ve bahçeleriyle kardeşçe bütünleştirerek demokratik geleceği, geleceğin demokrasisinin kaçınılmazlığını duyumsatır okuyucuya. 

Kırmanc/Zaza toplumunun sosyal, ekonomik yaşantısını, onlara yıkım getiren talihsizlikleri ve bundan çıkış yolunu işaret eden hikâyelerde inanç, kimlik, ortak yaşam temaları da ağırlıklı olarak yer alır. Yazarın; insanın kendisiyle, insanın karşı cinsle, insanın insanla, insanın doğayla ve insanın tanrıyla ilişkisini sorguladığı, yeniyi, demokratik olanı işaret ettiği hikâyelerinde, bu bağlamda dar-ulusçuluğu, kimlik dayatmacılığını, her türden milliyetçiliği yadsıyarak evrensel yakalanır. Yerelden genele açılarak dünya edebiyatına katkı sağlanır.

Mesela; Pulo Darın adlı hikâyede Eliheyder, Xece’ye kavuşmasının önünde engeller yaratan dil ve inanç hakkında ‘’Zonê isani, itiqatê isanı ça beno belayê sarê isani?’’  diyerek bir sorgulama başlatır. Bu sorgulama elbet de tepkiseldir, Xıdo Boz’un ‘’Şıma Çı zonenê emrê heqi çıko! Rayê ma… jübini ra ciya yê… ne zonê ma, ne ki itiqatê ma zê jübini yê…’’ diye dışlayan, yok sayan tavrıyla beraber ortaya çıkmıştır. Ne var ki hem küçük bir meselenin evrensel yönünü yakalamış olması açısından hem de sömürge psikolojisini yansıtmış olması açısından önemlidir. Evet, Eliheyder burada kendi inancına yapılan saldırı karşısında dil ve inanç farklılıklarının baş belası farklılıklar olduğunu geçirirken aslında gayet objektif davranıyor. Bir bütün olarak bu belanın ortadan kaldırılması gerektiğini imliyor. Bunun yolunun nereden geçtiğini bilmiyor ama çözüm önerisi kendi gerçekliği içinde anlaşılır bir yere oturtulabilir. Eliheyder susmayı öneriyor! Ancak bu öneri henüz, düşünceyi sömürgelikten kurtulma yol ve yöntemine vardıramamış olunmasının eseridir. Evet, Eliheyder inanç ve dil farklılıklarının engel olmaktan çıkarılması gerektiğini yaşamında duyumsuyor. Duyumsuyor çünkü Xece ile evlenmesinin engeli dil ve inanç farklılıkları, kendisine açıkça söylenen bu. O halde Xece’ye kavuşması için bunun bir biçimde değişmesi gerekir. Frantz Fanon’un dediği gibi ‘’…değişimin gerekliliği fikri sömürgeleştirilmiş erkeklerin ve kadınların bilincinde kaba, canlı ve zorlayıcı biçimde içerilir…’’  bütün buna rağmen Xıdo Boz’un karşısında sessiz kalmış olması da Frantz Fanon’un da dediği gibi, ne olursa olsun onun henüz ‘’ezik bir seyirci...’’ olmasından kaynaklanmaktadır.  Ded Kekhıl karşısındaki itirazı da bu durumdan ötürüdür. Evet,  Eliheyder henüz bir ‘’eylemci’’ değildir. ‘’Ezik bir seyircidir.’’ Sömürgelikten kurtuluşla ilgili sistematik bir fikri yoktur. Bu nedenle de tepkisi kendine, kendinden olana yöneliktir, Xıdo Boz’a değil. Fakat Xıdo Boz Eliheyder’in içindeki gelecek tasavvurunu sömüren tarafta olmanın yarattığı bir imtiyazla öngörebilmektedir. Xıdo Boz’un yaşadığı dehşet yalnızca Eliheyder’in, kendi kızına duyduğu aşkla, evlenme isteğiyle ilgili değildir. Xıdo Boz asıl olarak Eliheyder’in bilincinde kaba ve zorlayıcı biçimde içerili olan ve yaşamda kendini duyumsatan değişim fikrinden dehşete kapılmaktadır. Çünkü bu ‘’değişim olasılığı fikri’’ yine Frantz Fanon’un belirttiği gibi, sömüren taraftaki ‘’kadın ve erkeklerin bilincinde de dehşet verici bir gelecek fikri olarak içerilir.’’ Çünkü sömürgecinin sömürgeyi yitirmesi sömürünün de son bulması anlamına gelmektedir. 

Öte yandan Ded Kekhıl’ın  ‘’Lacê mı, riyê itiqati ra nê, riyê isanan ra niya beno…’’  tespiti hatalıdır. İnsanı dilinden ve inancından soyutlayamayız. İnsan bunların bütünüdür. İnsan dilinin, inancının vs’nin bütünüdür, tüm bunlardan soyutlanamaz, ikiye ayrılamaz. Burada dilin demokratikleştirilmesi ve inancın reformdan geçirilmesi bağlamında bir tartışma yürütülebilirdi. Hikâyenin çapı ve karakterlerinin durumu bu tartışmayı yürütecek niteliktedir. Öte yandan Ded Kekhıl’ın tespitinden sonraki tavrı önemlidir. Tespitinin devamında bununla tutarlılık içeren pratiklere girişir. Xıdo Boz’u kızı Xece ile Eliheyder’in evliliklerine izin vermesi için ikna etmeye çalışır.

Yine hikâyenin bir diğer karakteri Xece olmasına rağmen onu konuşurken görmüyoruz. Sadece bahsi geçiyor. En nihayetinde Eliheyder’le kaçıyor ve buradan anlıyoruz ki; o da dil ve inanç farklılığı üzerinden düşünce üreten, tavır belirleyen bir yapıya sahip değil. Ne var ki; yarattığı vahim sonuçları nedeniyle dil ve itikat meselesi üzerine onun da konuşturulması gerekirdi. Yazar buradaki boşluğu doldurması için okura ipucu vererek çekiliyor. Okura da bu boşluğu bu durumla alakalı gözlemlediği ve duyduklarıyla doldurmak düşüyor.
Sonuç olarak sömürülen taraftaki Eliheyder Xece ile kaçarak, yine sömürülen taraftaki Ded Kekhıl ikna etme çabası vererek, karakolda işkenceye direnerek birer eylemciye dönüşür. Sömüren taraftaki Xece ise sömürgelerin eylemine doğrudan katılarak içerden itiraz eden bir özneye dönüşür. 

Sonuç olarak; Kırmançki/Zazaki dilinde yazılmış olup 15 hikâyeden oluşan Hirê Kıtabi adlı bu çalışma okuyucusunu bekliyor. Hakkettiği ilgiyi bulması umuduyla.

Okan Eroğlu

Son Güncelleme: 15.11.2021 20:42
Anahtar Kelimeler:
Okan Eroğlu
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.