banner62
banner73

Hüznün avanesi yada arkadaşları

Maviş Güneşer yazdı: Hüznün avanesi yada arkadaşları

Yeni Dersim
Yeni Dersim
16 Kasım 2021 Salı 20:55
Hüznün avanesi yada arkadaşları

Doğanın börtü böceğinden soyunup  rüzgarlara savurduğu; zaman çarkının acımasızca öğüttüğü günlerin son tanığı olan Kasım ayı, hüznün diğer adı gibidir.

Hele Kasımın 15'i Dersimliyi bir başka üşütür; yetimlik, öksüzlük duygusudur sanki ruhunu saran.

Kasımın dayanılmaz hüznü, gel-gitli ruh halleri içinde 15 Kasım Dersim 37-38 soykırımı anmaları yaparız. Tek isteğimiz, suçsuz, günahsız ölülerin ruhlarını yad etmek ve katile, olanları unutmadığımızı söylemektir.

Ancak çoğu zaman duygu ve düşüncelerimizi dile getirirken bazı terminolojik ve kavramsal hatalar yapabiliyoruz. Dilimize yerleşmiş hatalı bazı söyleme biçimlerine bir örnek vererek üzerine birkaç kelime sarf etmek isterim.

Mesela 1937 Buğday Meydanı'nda gerçekleşen idamlar hakkında konuşulduğunda, ölen kişilerin isimleri dile getirilmez, bunun yerine sıklıkla "Seyit Rıza ve arkadaşları" ibaresi kullanılır.

Dikkatli bakıldığında zararsız gibi görünen bu toptancı söylemle, sadece önemli bir tarihsel sürecin kahramanlarını silikleştirmekle kalmıyor,  aynı zamanda hakikati istemeden de olsa manipüle etmiş oluyoruz. 

Çünkü bu tanımlamaya göre bu kişiler,  belli bir fikir ve hedef doğrultusunda bir araya gelmiş bir grup arkadaş ve Seyit Rıza da grubun lideri olmalıdır.

Oysaki zamanın aşiret sistemi dikkate alındığında "Seyit Rıza ve arkadaşları" tanımlaması gerçeğe uymuyor.

Çünkü o zamanın sosyolojisine göre aşiretler sadece kendi çıkarları için ya da Kırmanciye sisteminin dış dünyaya karşı savunulması söz konusu olduğunda ancak geçici ittifaklar kurabiliyordu.

Bu nedenle modern anlamda bildiğimiz bir örgütlülük ve onun önderliğinden, günümüz tek adamlığı ve müritlerinden ya da yoldaşları gibi bir angajmandan  bahsedemeyiz.

Eğer dikkatlice okursak "Seyit Rıza ve arkadaşları" tanımlaması, zamanın gazete kupürlerinde ve mahkeme tutanaklarında geçen "Seyit Rıza ve Avanesi" söyleminden biçimsel olarak pek farklı değildir.

Eski Türkçe'de yardakçı, yardımcı, ortaklık eden anlamına gelen avane kelimesi genelde kötü niyetli işlerin yardımcısı bağlamında kullanılıyordu.

Egemenler "Seyit Rıza ve avanesi" dediklerinde isyana kalkışan bir liderle ona çalışan bir grup kötü insanı kastederdi.

Bugün daha çok sol, demokrat çevrelerin utangaç bir biçimde formüle ettiği "Seyit Rıza ve arkadaşları" söylemi ise isyan eden gerici kötülük yerine, başkaldıran devrimci bir iyiliğe gönderme yapıyor. Yani pozitif bir manaya kavuşturarak Seyit Rıza'yı devrimci bir lidere diğerlerini de  onun yoldaşlarına çeviriyor.

Her iki söylemin içerik olarak birbirinden uzak olması maalesef sonucu değiştirmiyor.

Sonuç Tunceli karşısında kaybeden Désım için değişmiyor çünkü, her iki durumda da seni hiç tanımayan, merak etmeyen dolayısıyla seni olduğun gibi kabul etmeyen modernite, seni görmek istediği gibi tanımlayarak bilmek istediği gibi anlatmış oluyor.

Yeniyi temsil ettiğini söyleyen modernitenin hem sağ hem de sol versiyonu, her hâlükârda medeniyet dışı bulduğu bu kadim varoluş biçimini reddederken kendi siyasi, sosyal çıkarlarına göre yeniden tanımlayarak  hakikati manipüle etmiş oluyordu. 

Sol, demokrat çevrelerin yoldaş kelimesinden kaçarken tercih ettiği masum arkadaş yakıştırması bu duruma ne kadar uygundur, ona da bakalım isterseniz.

1930'dan 36'ya kadar Türk devletinin silah topladığı, hızla karakol, köprü, yol inşa ettiği yıllarda daha sonra idam edilenlerin nasıl bir diyalog ve ilişki içinde olduklarına baktığımızda, büyük ihtimalle Seyit Rıza ve Uşené Seydi arasında yaşlarından ve konumlarından  kaynaklı bir dostluk, arkadaşlık vardır. 

Ama diğer kişiler için bunu söyleyebilir miyiz, sanmıyorum.

Mesela Rezık Uşen Seyit Rıza'nın oğludur arkadaşı değil.

Fındıq Ağa genç yaşı ve hayat tecrübesinin az olması dolayısıyla ancak Rezık Uşen'in arkadaşı olabilirdi Seyit Rıza'nın değil.

Hal böyleyken her biri bir dağda, farklı yaşlardan ve aşiretlerden hatta belki farklı görüşlerden olabilecek bu insanları anarken, modern sol jargonun kullanılması aslında hem o dönemin ve sosyolojisinin reddine hem de kendine tarihi bir dayanak yaratmak adına bugünün politik görüşlerinin o döneme giydirilmesine yol açıyor.

"Seyit Rıza ve arkadaşları" demek yanlıştır çünkü, burada direnişe geçmiş illegal bir örgütten, bir tarikattan ya da partileşmiş legal bir gruptan bahsetmiyoruz.

Bilakis, 1937'de idam edilenler farklı meziyetleri, toplumdaki ve aşiretlerindeki konumları dolayısıyla devletin kendisi için tehlike olarak gördüğü kişilerden sadece birkaçıydı.

1930'lardan itibaren yapılan istihbarat çalışmalarıyla devlet Dersim'in ağacından hayvanına, dağlarından madenine ve suyuna; kadın, erkek, çocuk sayısına, ocaklarından aşiretlerine ve bunların kendi içindeki çelişkilerine kadar isim isim haberdardı. Hepsini tek tek kayıt altına almıştı. 1937'ye gelindiğinde ise devlet markaja aldığı kişileri ve aileleri elindeki listeye göre aramaya koyulmuştu. Yani devlet resmen o dağlarda sürek avına çıkmıştı.

Sonuçta büyük bir katliama engel olmak için Türk devletine teslim olan bu seyitler, pirler, ağalar, beylerin kim olduğunu sorup, isimlerini tek tek zikrederek neden aranıyorlardı diye de bakmak gerekir.

Seyit Rıza;

Pulur / Ovacık bölgesinde yerleşik Abasan aşireti ileri gelenlerindendir. Dedesi Bava ve babası Seyid İvrayim dönemlerinden beri ailesi bölgede saygın, sözü geçer bir aile olarak tanınmaktadır. Öyle ki, devlet kaynaklarından misyoner raporlarına, diplomat anılarına kadar her yerde, Dersim adı geçince karşımıza çıkan 3-5 aile ve şahsiyetten biridir.

1915 Ermeni Soykırımında kendisine sığınan birçok Ermeni’yi koruduğu gibi  bölgenin Rus-Ermeni işgaline uğraması sürecinde, özel olarak 1916 Osmanlı-Rus Harbinde de aşiret kuvvetleri komutanı olarak Dersim savunmasında en önlerdedir. Erzincan ve Erzurum’un alınmasında gösterdiği kahramanlık dolayısıyla Osmanlı tarafından kendisine madalya verilmiştir.

Ancak daha 1920’li yıllardan itibaren  devlet tarafından Koçgiri Direnişi’ni  desteklemekle, direniş önderlerinden  kendisine sığınan Alişer Efendi ve eşi Zerife Hanım’ı devlete teslim etmemekle suçlanarak iftiralara, kovuşturmalara hatta bazı köylerinin basılarak talan edilmesi gibi baskılara maruz kalmıştır. 1930’lara gelindiğinde “Dersim meselesi baş sorumlusu” suçlamasıyla özel kararlar ve emirlerle hedef haline getirilmiş bizzat Hozat kaymakamı Sağıroğlu ve karakolun organize ettiği entrikalara, oyunlara muhatap edilmiştir. Yeğeni Rayvero Qop ile olan çelişkileri ve özellikle Qırğan Aşireti’yle yaşanan sorunlar, karakol komutanı tarafından kışkırtılmış ve çok değer verdiği oğlu Bava’nın öldürülmesiyle doruğa çıkmıştır.

Bkz. Dilek Kizildag Soileau ; Belgelerdeki mi, belleklerdeki mi: Hangi Seyid Rıza; Kebikeç- İnsan bilimleri için kaynak araştırmaları dergisi; sayı 36 / 2013 Ankara

Rezık Uşen;

Seyid Rıza’nın küçük oğludur. 1937 başlarında ailesinin hedef alındığı saldırılarda birçok akrabası öldürülürken, o da elinden yaralanmıştır. Hapisteki babasının durumunu takip etmek için gittiği Elazığ’da, sırf Seyid Rıza’yı daha da çaresiz duruma düşürmek için tutuklanarak hapse atılmıştır. Sonuçta 72 Dersim önderi ile birlikte o da Elazığ’da yargılanmış ve babasının yaşı küçültülerek onun da yaşı büyütülerek diğer beş ileri gelenle birlikte idam edilmişlerdir.

Pir Uşené Seydi; 

Khureşan ocağı ileri gelenlerindendir.  1878 ya da 1880’de Pirgiç köyünde

doğmuş, 1937 yılında Elazığ’da yargılanarak idam edilmiştir; idam edildiğinde 58 ya da 60 yaşındadır.

Uşené Seydi İç-Dersim’de sözü geçen en seçkin ileri gelenlerinden biridir. Toplum  içinde, en çetrefilli aşiret çelişkileri de dâhil birçok huzursuzluğu adaletle, barışla sonuçlandıran cemaatçiliği, akıllılığı ve uzak görüşlülüğü ile tanınmıştır.

1937 Mart ayında Munzur kıyısında gerçekleştirilen aşiret önderleri toplantısına Khureşanlılar’ı temsilen katılmıştır. Ve diğer aşiret önderleri gibi, bu toplantıya katılması nedeniyle “devlete karşı isyan” suçlamasıyla yargılanmıştır. Kaçıp kurtulma imkânı olduğu halde, kendisinden sonra akrabalarını öldürürler kaygısıyla kaçmamıştır. Hatta tutuklanıp götürüldüğünde, Mamekiye’de yapılan köprü çalışmalarında işçilerin başında “çavuşluk” yapmaktadır ve çevrede toplanan kalabalığın askerlere müdahale girişimini durdurmuştur.

Bkz. Hidir Aytaç; “Danoğé 38i / Dersim 38 Tanıklıkları”

Fındıq Ağa;

Yusufan Aşireti ileri gelenlerinden Qemer Ağa'nın oğludur.

Fındıq Ağa, babası Qemer Ağa'dan farklı olarak başından beri direniş yanlısı olmuş, babasının Şağseg ve Ağdat köylerinde karakolların yapımına izin verme kararına muhalefet etmiştir.

Kızkardeşi Yemoş Hatun'un anlattıklarına göre bu muhalefetine rağmen karakollar kurulunca özellikle karakol komutanı yüzbaşı İsmail Hakkı ile sorunlar yaşamıştır.

Daha sonraları yüzbaşı İsmail Hakkı'yı vurmaktan aranır duruma düşünce de, dağda kalarak Demenanlılar ile birlikte savaşmak istemiş, ancak cezaevindeki babasının ısrarlı çağrılarına boyun eğerek teslim olmuştur.

Oğul Hesen Ağa;

Demenan aşireti ileri gelenlerinden Civrail Ağayé Arekiye’nin oğludur. Baba - oğul beraber 1937 Elazığ mahkemesinde yargılanmışlardır. Oğul Hesen Ağa Seyid Rızalar’la beraber idam edilirken baba Civrail Ağayé Arekiye hapis cezasına çarptırılmış ve cezaevinde ölmüştür. Uşen Ağayé Arekiye isimli bir kardeşi de Laç Deresi savunmasında savaşırken ölmüştür.

Baba Civrail Ağayé Arekiye, aşiret içinde “rayber / tikme” konumundadır. Yani Demenanlılar içinde pir tarafından seçilmiş, her şeyden sorumlu kişi olarak tayin edilmiş yol adamı pozisyonundadır. Sakal bırakmış, dünya işlerinden, silahtan, kavgadan, yalan-dolandan elini, eteğini çekmiştir. Bu yüzden gerek kendi aşireti içinde, gerekse aşiretini temsilen diğer aşiretler içinde sözüne güvenilen bir ileri gelendir.

Bilindiği gibi 1930’lardan itibaren yapılan görüşmeler sonunda, aşiretler artık kendi kimliklerinin tanındığı düşüncesiyle yol, okul, halkevi vb. yapımına rızalık göstermiş ve silahlarını teslim etmişlerdir. Civrail Ağayé Arekiye de, bu ikna sürecinde kendi aşireti Demenanlılar içinde etkin olmuştur.

Qemeré Civrailé Kheji’nin şahitliğine göre Demenanlı sivillerin dağlara kaçmak yerine teslim olmalarında da Civrail Ağayé Arekiye’nin “Kaçmayın, hükümet size dokunmaz en fazla sürgün eder.” telkini etkili olmuştur.

Aliyé Mirzé Sıli;

Demenan aşireti savaşçılarındandır. Aranır duruma düşünce bizzat kendisi teslim olmuş, Elazığ mahkemesinde Seyid Rızalar ile beraber yargılanmış ve idam edilmiştir. Aliye Mırze Sili, Hesen Ağa gibi Demenan aşireti mensuplarının asılması bu aşiretin savaşçılarına bir göz dağdır.

Hesené İvrayime Qıji;

Khureşan Ocağı’nın Kudan kolundandır.

Savaşçılığı yanında keman çalıp aşk şarkıları söyleyen bir ozandır. Anlatıldığı kadarıyla, akrabalarıyla yaşadığı bazı özel sorunlar sebebiyle köyünden ayrı bir tepeye ev yaparak orada yaşamıştır.

Aşiret önderlerinin Munzur kıyısında aldığı direnme kararı sonrasında gerçekleşen karakol tacizi baskınlarına katılmıştır. Seyid Mahmut Yıldız’ın anlattığına göre adaşı, eniştesi ve Dersim Büyükleri ağıdının yaratıcısı Hesené İvrayimé Sılé İmami ile birlikte karakol yapımı için kendi bölgelerinden orman kesen askerleri silahla taciz ederek, ağaç kesimini engellemiştir, bir askerin yaralandığı ya da öldüğü bu olaydan sonra ikisi de aranır duruma düşmüştür. Sonraları, ikisi de yakalanıp Elazığ’da yargılanmış, Hesené İvrayimé Qıji idam edilirken yıllar süren hapislik hayatından sonra Dersim’e geri dönmüş ve 1994 yılında orada ölmüştür.

15 Kasım 1937 sabaha karşı Elazığ

Buğday Meydanı’nda idam edilen yedi Dersim ileri geleninin cenazeleri dahi ailelerine teslim edilmemiştir; mezarları yoktur. Dahası bazı tanık anlatımlarına dayanarak, cenazelerin yakıldığı iddiası halk arasında dile getirilen en yaygın kanıdır. Ayrıca haklarında verilen müebbet hapis cezasını çekerken cezaevinde ölen, kimi iddialara göre de öldürülen Yusufanlı Qemer Ağa ve Demenanlı Civrailé Kheji gibi önderlerin de nereye gömüldükleri bilinmemektedir.

Tunceli'nin Désım'e, "medeniyetin" "barbarlığa" açtığı davanın Elazığ mahkemelerinde 72 Dersim Büyüğü yargılanır yedi kişi idam edilir. Onlarcası mahkum olur.

37'de başı gövdesinden koparılan Dersim ruhsal birliğini kaybetmiş; dağılan aşiretlere önce toplu katliamlar, hayatta kalabilenlere ise sürgünler reva görülmüştür. 

Türk devletinin hangi maksatla olursa olsun Dersim'e uyguladığı bu yıkım,  kadim bir kültürün, bir varoluş biçiminin  sonunu getirmiştir.

Güç karşısında Mana kaybetmiş ve el ele, el Hakka döngüsü içinde yaşayan bir rıza sehrinin ışıkları sonsuza dek sönmüştür.

İşte bu yüzden o kaybettiğimiz şeyi anarken "Seyit Rıza ve arkadaşları" demek Kırmanciye sisteminden bihaber olmak demektir; daireselliği esas alan Hakk birliğinin döngüselliğindeki bir mevcudiyete kör kalıp dikey bir hiyerarşi üzerinden geçmişi deforme etmek demektir. Kısacası cahilliktir.

Bu yüzden dışarının kelimeleriyle değil içeriden, kendi sözcüklerimizle konuşmalıyız.

Bu yazının maksadı Seyd Rıza'nın önderliğini tartışmaya açmak değildir.  Seyit Rıza tabii ki bizim bir büyüğümüzdür, önderimizdir. Doğrularını örnek alıp yanlışlarından kaçınacağımız bir eski zaman kahramanımızdır. Demek istediğim, onu ait olduğu mana birimlerinden koparıp en tepeye koymak, tutup yere çalmak kadar ruhunu incitir.

Bu yüzden onları anlatırken onların dilinden konuşmalıyız. Belki kendi anadilimizi konuşamıyor olabiliriz ama anadilimizin ruhunu, kavramlarını konuşabildiğimiz diğer dillerin bağrında yaşatabiliriz.

Kırmanciye'nin şahsiyetlerinden kelam etmek istiyorsak öncelikle onları kendi kavramlarıyla dile getirmek gerekir.

Buna göre:

Piluné Désım / Dersim Büyükleri

Ağleré Désım / Dersim Ağaları - Beyleri,

Pir u Rayveré Désım / Dersim Pirleri - Rayberleri,

Serveré Désım / Dersim Önderleri, Seyidé Désım / Dersim Seyitleri

demek en güzeli ve yakışanı olur.

*

1937 -1938'de kaybettiğimiz tüm canların anısına saygıyla, bağlılıkla.

Kefensiz ölülerin ruhu şad, devri daim olsun.

*

Maviş Güneşer

15 Kasım 2021

İdam edilen yedi Dersim büyüğünü tanıtan kısımlar, Dersim Politik Ağıtları / Ax De Vaji albümünden alınmıştır.

Son Güncelleme: 02.12.2021 01:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.