banner25

Kim aldatılmak ister? Hiç kimse. Kimse aldatılmak istemezken neden bu kadar çok aldatan var? Aldatan aldatılmak istemezken neden aldatır? Hizmet verdiğim bir çok yerde(Dersim dahil) bu durumla sıklıkla karşılaştığım için ve aldatmanın artık bir toplumsal sorun olduğunu düşündüğüm için bu konuyla alakalı bir şeyler paylaşmak istedim… "Aldatmanın bilmediğimiz yapıcı bir yönü mü var acaba?" diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Neden insanlar aldatır?

“yapıcı bir yönü mü ?!” diye şaşırarak sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu soru bazılarınızı için saçma, bazılarınız için enteresan gelmiş olabilir. Ama unutmayalım ki dünyanın işleyişi bir dengeden ibarettir, her şeyin bir artısı ve eksisi vardır bu yüzden, aldatmanın da bir artısı yani yapıcı bir yönü vardır elbet. Örneğin aldatmak kişiye sadakatin eksikliğini ve önemini hatırlatıyorsa yapıcı olarak kabul edilebilir. "Hata" olarak, bir defaya mahsus yapılırsa, öğretisi büyük olabilir. Ancak, aldatma bir bağlanma sorunundan kaynaklı ise, kişilikte ve gelişimde bir eksiği kapatmak adına bir kaçış yöntemi olarak tercih ediliyorsa o zaman hata değil psikolojik bir sorun olarak hem kişiye hem çevresine zarar verecektir. Bu çerçevede kişi aldatarak bir eksikliğini örtüp, iyileştirmek ve tamamlanmak yerine yetersizlik hissini besliyor olacaktır.

İnsanoğlunun yıkıcı davranışlarının farklı etkenleri var ancak bu davranışların ne ifade ettiklerini anlayabilmek daha verimli bir yaklaşım olacaktır. Aldatmayı bir semptom olarak ele alabiliriz, yani iç dünyamızda var olan sorunların davranışlarımıza yansıması olarak değerlendirebiliriz. Bu doğrultuda aldatan kişi aldatarak kendinde var olan bir sorunu dışa vurur. Örneğin: sevgisizlik, tarafları gerçeklerden kopuk bir şekilde değerlendirip kendi kalıplarına sokma eğilimi, ilgi, beğenilme, onaylanma ve kendini kanıtlama ihtiyacı, biten bir ilişkiyi kabullenmeyip zoraki devam ettirme isteği, kırgınlıklar, bastırılan öfke, özgüven eksikliği, iletişimsizlik, benmerkezcilik, şiddet, bağımlılıklar, birbirini tanımadan evlenen çiftler ve uyumsuzluk, sadece çıkar üzerine kurulan evlikler, hazır olmadan çocuk sahibi olmak, kişilik yapıları ve psikolojik sorunlar, gibi etkenler.

"Aldatma" bütün zamanlarda var olan bir davranış şeklidir çünkü insanoğlu her zaman en kolayına kaçmaya meyilliydi. Ve bu davranışlar sergilendikçe önem kazandı, genetiğimize kodlandı, beyin fonksiyonlarımızı şekillendirdi ve nesilden nesle aktarıldı. Burada temel arzu aldatmak değil de "çok eşlilik" ise, bu arzu aldatmadan da gerçekleştirilebilir. Yani hayatında birden fazla eş edinme isteğini kabullenip hayatını ona göre şekillendirmeli, beraber olduğu eşi aldatmak yerine, birey ayrılıp aldatmak istediği kişi ile bir ilişkiye girebilme cesaretini ve sorumluluğunu alabilmeli. Ancak kültürel değerler adı altında aşılanan yanlış düşünce kalıpları, toplumsal değerler adı altında öğretilen çelişkili davranışları, gelişimi engellenmiş insan beyinleri ne kadar sorgulayabilir?

Daniel Kahnman, 2011’de yayınladığı “Thinking, Fast anst slow” adlı kitabında, detaylı bir şekile duygusal ve bilişsel sistemin işleyişini anlatıyor. Kahneman 2002 de ekonomi alanında Nobel ödülünü kazanan ve finans alanında “karar alma” konusundaki araştırmasıyla dünyaca ünlü bir psikologdur. Kahneman, beynin "iki hız" ’lı düşünce sistemi olduğunu ve bu iki bağımsız sistemin nasıl düşüncemizi yönetiyini şöyle açıklıyor: birinci sistem sezgisel, duygusal, otomatik ve hızlı işleyen bir sistemdir (hayvanlarda da olduğu gibi), diğer sistem daha kontrollü, daha mantıklı ama daha yavaş işleyen sistemdir. En basit seçimlerden borsadaki işlemlere kadar hayatımızın her alanında bu iki sistemin ne kadar belirleyici olduğunun önemini vurguluyor. Pek çok örnek ve deneyimlerden yola çıkarak, duygularımızın seçimlerimizdeki rolünü, hızlı düşünmenin bazı durumlarda sağladığı yararı bazı durumlardada verdiği zararı anlatıyor.

Aldatmayı hızlı düşünmenin verdiği bir zarar olarak, yani sezgisel, duygusal, otomatik ve hızlı işleyen birinci sistemi sıklıkla kullanıyor olmamızın bir sonucu olarak değerlendirmek çok da yanlış olmayacaktır.

Toplumumuzda ikinci sistemi yani daha kontrollü, daha mantıklı ve daha yavaş işleyen sistemi kullanmaya pek önem vermiyoruz. Ve süreç gösteriyor ki  öyle de olmaya devam edecek.

Dersim’de çıkar ve gereğinden fazla tüketim üzerine kurdukları dünyalar için de, üzülerek belirtmek isterim ki yeni nesillerin bağımlıklarının, psikolojik sorunlarının çoğalması kaçınılmaz olacaktır.

Aldatmak denilince ilk aklımıza gelen şey duygusal ve cinsel ilişkiler olur , oysa aldatmak aslında bir kişilik ve karakter belirtisidir. Aldatmak yani yanıltmak ve algıda yanılgıya sebebiyet vermek, sonuç olarak sahtekarlık, bir çok alanda ihtiyaç duyulan bir davranış bozukluğudur. Dünyayı algılama kapasitemiz beyin fonksiyonlarımızı kullandığımız kadardır. Hayvanlardan üstün bir varlık olarak kendini tanımlayan çoğu insanın bu değerlendirmesi sadece bir “kompleksten” ibarettir. İnsanı hayvandan ayıran özelikler beynin hücre sayısı, beden/beyin oranı, ve beynimizin ön lobunun gelişmiş olmasıdır. Bunları geliştirdiğimiz ve kullanabildiğimiz sürece ancak hayvanlardan, “üstün ” değil ama farklı olduğumuzu savuna biliriz.

Artık toplum olarak beyni ve beyin fonksiyonlarını kullanıp geliştirmek yerine her şeyi tüketen makineler haline geldik, nesneleri tüketmek tatmin etmedi canlıları tükettik o da yetmedi insanları tükettik, tükettikçe beynimizi geliştiremez ve çoğunlukla kullanamaz olduk. Çünkü tüketimin belirlediği hedef: hazları tatmin ederken bağımlılık yaratmak, beyin fonksiyonlarını köreltip tatminsizliğe yol açmak ve tüketimi çoğaltmaktır. Aldatmak, tüketimin belirlediği hedefi dolaylı yoldan yerine getirmektir. Dersim toplumu olarak, alevi inancına göre “kıblemiz insandır” derken ve ziyaretlerin kutsallığını savunurken, böylesine yıkıcı bir çelişkiyi nasıl değerlendirmeli? Aldatmanın bu denli yoğun olmasını nasıl anlamalı ve anlatmalı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Munzur Ali 2021-02-01 23:34:21

Kültürel ve inançsal yozlaşma var..Popüler kültür etkili..Bizi ayakta tutan değerlerimizi yıktık,ama yerine bir şey koyamadık..İdeolojilerin yıkıcılığı var..Çünkü ideolojiler gerçek değil ki,birer teoridir..İdeolojileri kutsadık,adeta taptık..Çünkü bilgimiz yoktu.Eğewr toplum olark bilgili olsaydık,bu denli ideolojilere angaje olamazdık..Aldatmanın temelinde kültürel yozlaşma var..Eskiden daha dürüsttük..

banner33